Ayşe Ay’ın Köşe Yazısı: Bize Bir Çare Doktor

Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer Gam karar eyliyemez Hande-i Hurrem de geçer Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer Gece gündüz yok olur, An-ı dem Adem de geçer

Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer
Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer
Gam karar eyliyemez Hande-i Hurrem de geçer
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer
Gece gündüz yok olur, An-ı dem Adem de geçer

 

Neyzen Tevfik, Geçer

“Ne oldum deme ne olacağım de!”, “Hayatta her an her şey olabilir, hiçbir şey baki değildir.” gibi kocaman kocaman sözleri çok sever, duyunca kafamı anlamlı anlamlı sallardım. Sanırdım ki ben bu hayata karşı hazırdım, kontrol bendeydi. İki buçuk sene önce anneme ALS teşhisi konana kadar… Önce sadece sesi kısıldı, sol elimde uyuşukluk var dedi, sonra sesi çıkmaz oldu, sol elini kolunu kullanamadı, sıra sağ el kola geldi ve şu anda yardımsız hiçbir şey yapamıyor, tamamıyla bir başkasının özel bakımına ve ilgisine muhtaç. Bu süreçte önce çok acı çektim, annemin bedensel yeteneklerini ağır ağır kaybetmesine şahit olmanın hissettirdiği çaresizlik duygusu nasıl anlatılabilir bilmem. Sonra bakımını nasıl en iyi şekilde gerçekleştirebilirim kaygısı başladı. Çaresizce o doktordan bu doktora koşuşturmak, bir aydan fazla durmayan bakıcıların sorunlarıyla uğraşmak tam mesaili bir iş gibiydi.

 

ALS hastalığıyla yaşamını anlattığı “Dört Duvar Bir Pencere” adlı filmiyle en iyi belgesel filmi ödülünü alan ALS derneği başkanı doktor Alper Kaya yönettiği facebook grubu annemin hastalığını takip etmemiz ve tedavi yöntemleri hakkında bize çok yardımcı oldu. Türkiye’ye acilen bir ALS merkezi kurulmasını ve dünyada yapılan çalışmalardan Türkiye’deki ALS hastalarının da şifa bulmasını acilen istiyoruz.

 

İşte bu koşuşturma içinde kendimi unuttum. Kemiklerim ağrımaya başladı, çabuk yoruluyordum, yemek yemek istemiyordum, çok çabuk sinirleniyordum. Bir hafta boyunca kafamın üstüne kocaman bir postalla basılıyormuş gibi hissettikten sonra doktora gidip tahlil istedim. Kalsiyum fazlalığı vardı. Ne güzel dedim kemiklerim hiç erimeyecek. İşin aslı öyle değilmiş, kalsiyum fazlalığı bedeni sinsi sinsi yiyip bitiriyor ve ileri yaşlarda da böbrek taşı, kemik erimesi gibi ciddi rahatsızlıklara yolaçıyormuş. Yapılan tetiklerin sonucunda paratiroid de iki cm boyutunda bir adenomtespit edildi. Doktorlar ameliyatla alınması gerektiğini söylediler. Bu arada paratiroidler vücuttaki en küçük hormonmuş ve kalsiyum dengesini düzenlemede önemli bir rolü varmış.  İnternetten yaptığım araştırmalar ve farklı doktorlardan öğrendiklerime göre ameliyat sonrasında ses kaybı riski vardı. Bir öğretmen olarak kısık sesle nasıl ders anlatabileceğimi düşünmeden edemedim. Sonra başladı bir korku. Bir de ameliyatın yüzde yüz başarılı geçme olasılığı olmadığı gibi bu tip ameliyatlarda başarısızlık oranı da epey fazlaymış. Karşımda günden güne eriyen anneme baktıkça ne oluyor dedim, bana ne oluyor?

 

Uzun ve sıkıntılı birsürecin sonunda ameliyat olmaya karar verdim. Doğru cerrahı bulduğuma inandığım anda on gün içinde ameliyatı oldum. Allaha şükür her şey yolunda gitti. Kendimi artık daha enerjik, daha rahat hissediyorum. Bu arada anneme düzenli bir bakıcı bulmayı da başardık. Anladım ki hayatta dertlerde çareleriyle birlikte geliyor. Yeter ki sen olana inan, ne olursa olsun olumluya odaklanmaktan vazgeçme. Hayata daha çok güvenmeye, her şerde bir hayır vardır sözüne daha çok inanmaya başladım. Şükürler olsun sağlıklıyım, şükürler olsun annem her şeye rağmen yaşıyor ve çok iyi bakılıyor, şükürler olsun uzunca bir aradan sonra tekrar bilgisayarımın başına geçip gönlümce yazmaya başladım.

 

Dilerim iki seneyi geçkin bir süredir düzenli olarak yaptığım hastane ve doktor ziyaretlerim bu yazıyla son bulur. Dilerim ki Türkiye’de en kısa zamanda bir ALS merkezi kurulur. Artık ben ve sevdiklerim de bildiğimiz hayatı yaşamaya devam ederiz…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu