Bu makale 28 Temmuz 2019 18:42:19 Tarihinde eklenmiştir.

SEN BANA FAZLA İYİSİN

“… sınırlarımı kesin çizgilerle tanımaktan çok korkarım…” Rene Magritte

Müze gezmeyi çok sevmem aslında...  Demek istediğim hakkında hiçbir şey bilmediğim, sanatçısını tanımadığım dünyaca ünlü bir esere bakmak bana çok anlamlı gelmiyor. Büyük müzelerin bahçelerinde dolaşmak çok keyifli oluyor. Müze marketlerde de ilginç hediyelik eşyalar bulunuyor. Bu seferde niyetim bundan ibaretti. Belçika’da Rene Magritte müzesinde ezberim bozuldu. Adeta büyülendim, üç saat kadar müzede kalmışım, daha da durabilirdim.
 
Brüksel’de central station durağında inerseniz, St Nicholas kilisesinden yukarı çıktığınızda müzeler bölgesine bulamamanız imkansız. Ne yazık ki müzelerin çevrelerinde bahçe ya da kafe yok... Rene Magritte’nin kuş ve bulut  temalı resimlerinden çok etkilendiğim için bu müzeye gitmek istedim. Müze üç katlı her bir katta kronolojik bir sırayla Rene’nin hayatı ve eserleri tanıtılıyor. Bazı bölümlerde resimlerin karşısında oturma yerleri var. En alt katta bir sinema salonu var; burada Rene’nin hayatını konu alan bir belgesel gösteriliyor.
 
Belçikalı sürrealist (gerçeküstücü) ressam Rene Magritte 1898 – 1967 yılları arasında yaşadı. Sürrealizm akımın en önemli temsilcileri arasındadır. Çocukluğunda, ailesiyle yaşadığı evin üzerine esir taşıyan bir balonun düşmesi gibi sıra dışı olaylara şahit olmuştur. Fakat 1912’de nehre atlayarak intihar eden annesinin cansız bedeninin sudan çıkarılmasına tanık olması hayatında bir dönüm noktası olmuştur diye düşünüyorum. Rene çok genç yaşlarda ressam olmaya karar verdi ve bu yolda ilerledi. 1920 yılında bir tesadüf eseri çocukluk aşkı Georgette Berger’le karşılaştı ve 1922’de evlendi. Dönemin sanatçılarına göre gayet muhafazakâr ve sakin bir hayat yaşadığı için yaşamak için gittiği Paris’te çok mutlu olamadı. Yine aynı sebepten çok geç yaşlarda hak ettiği ünü yakaladı.
 
Müzede her katın girişinde Magritte’in eşi ve arkadaşlarıyla çektiği kısa filmler gösteriliyordu. Bu filmlerden edindiğim izlenimim Rene karısı ve arkadaşlarıyla kendi sanat çevresini kurmuş ve hep birlikte çocuklar gibi oynayıp eğlenmişler. Rene‘nin oyun arkadaşı olmak isterdim. Rene resimlerinde bir anlam olmadığını söylüyor. Fakat bence resimlere verdiği eğlenceli isimlerle birlikte  izleyici bildiğimiz gerçekliğin dışında bir anlam evrenine davet ediyor. İşte orası onun oyun dünyası, eşi ve arkadaşlarıyla eğlendiği dünya... Ben de Rene’nin arkadaşı olmak isterdim.
 

 
Dinleme Odası (La Chambre d’écoute / The Listening Room)
 
Filmlerde Rene Magritte
 
  • Toys (Oyuncaklar), 1992, Adamın Oğlu (The Son of Man)
  • The Thomas Crown Affair (İkili Oyun), 1999, Adamın Oğlu (The Son of Man)
  • Ryan, 2004, Adamın Oğlu (The Son of Man)
  • I Heart Huckabees (Tesadüfler), 2004, Dustin Hoffman’ın canlandırdığı Bernard Jaffe karakteri
  • Ayrıca, İspanya’nın 1983 ile 1986 yılları arasında yayımlanan ödüllü çocuk programı Hayali Gezegen (El Planeta Imaginario); M, Tuhaf Yolcu (M, el extraño viajero) ve Ejderha (La Quimera) isimli bölümlerini ressama adamıştır.
 
 
Rene müzesine gittikten sonra Amsterdam’da Van Gogh müzesine de gitmeye karar verdim. Fakat bilet satış noktalarında bilet kalmadı dediler. Ben de Amsterdam’da müzeler bölgesine gittim. Burada yeşillikler içinde geniş bir alana kafeler ve müzeler yayılmış. Dolaşırken Van Gogh müze dükkanına girdim ve bilet buldum. Müzede vaktim olmadığı için 3,5 saat kaldım. Bu kadar güzel olacağını bilseydim sabahtan gider bütün gün çıkmazdım.
 

 
Vincent Van Gogh 1853-1890 yıllarında yaşadı. Hayatı boyunca tek bir resmini dahi satamadı. Doğru düzgün sevgilisi olmadı. Hayatı hep yanlızlık ve depresyon içinde geçti. Kendini en çok doğada huzurlu hissetti. Ayçiçeklerine aşıktı ve bir dizi ayçiçeği resmi yaptı. Bu resimlerle ben en çok sevdiğim renklerin sarı ve mavi olduğunu fark ettim. Paul Gaugin’le güzel bir arkadaşlıkları oldu ama Vincent’ın ruhsal sorunları Gaugin’i ondan uzaklaştırdı. Bence Vincent hem dünyanın en hüzünlü hem de en şanslı insanlarından bir tanesiydi. 37 yaşında hüzün ve umutsuzluk içinde öldükten sonra tablolarına ailesi sahip çıktı ve onun anısını bugünlere başarıyla taşımayı başardılar.
 

 
Van Gogh müzesinde onun ayçiçeği tabloları üzerine özel bir bölümvar. Müzenin her bölümünde Van Gogh’un ruhunu insanlara aktarabilmek için her türlü olanak kullanılmış. Bu arada müze inanılmaz kalabalıktı. Bazen tablolara bakabilmek için sıra beklemek zorunda kaldım. Van Gogh müzesinden çıktığımda tabi ki yine kendimi düşündüm. 4 tane çocuk ve gençlik kitabım var ve henüz hiçbiri basılmadı. Van Gogh’dan da yaşlıyım. Böyle ölüp gitmek istemiyorum. Kitaplarım yayınlansın, motivasyonum artsın, önümde kalan 50-60 senelik ömrümde üreteyim istiyorum. Van Gogh’un öldükten sonra takdir edilmesi onun hiçbir işine yaramadı. Dilerim buraya şu ana kadar yazdığım herşey gibi bu dileğimde gerçekleşir. Beni duydun mu?
 

Amsterdam’daki ilk gün Van Gogh müzesine bilet bulamayınca Rembrandt Ev Müzesi’ne gittim. Rembrandt 1639-1656 yılları arasında bu evde yaşamış. Bu müze Hollanda’da 1600’lü yılların yaşam tarzını yansıtması açısından da önemlidir. 17. yüzyılın en önemli gerçekçi ressamlarından birisi olan Rembrandt ışık ve gölgenin efendisi olarak bilinir. Müzeyi yaklaşık 1,5 saatte gezdim. Bir dönemi ve bir sanatçıyı tanımak açısından güzel bir müze. En çok dikkatimi çeken müzedeki yatakların basık ve kısa oluşuydu. O dönemde kanın beyne dolmasını önlemek için tamamen yatağa uzanılmıyormuş. İnsanlar oturarak uyuyormuş.

 
Müzeyi gezmeyi bitirdikten sonra, müze dükkanın yanında biraz oturdum ve telefonumdan gelen iletileri ve mesajları kontrol ettim. 3-4 ay önce bir kitap dosyamı değerlendirilmesi için beğendiğim bir yayınevine yollamıştım. Müzede otururken yayınevinden cevap geldi. Dosyamı kısıtlı yayın olanaklarından dolayı programlarına alamadıklarını, daha geniş kapsamlı bir yayınevinde mutlaka dosyamın yayınlanacağına inandıklarını söylüyorlardı. İlk başta okuduklarım hoşuma gitti. Sanki bir red cevabı değildi, dosyamı beğenmişlerdi. Biraz mutlu oldum. Sonra sonuç olarak reddedildiğim gerçekliğinin farkına vardım. Bir garip oldum. Bu durum erkeklerin istemedikleri kadınlara “Sen çok muhteşem bir insansın. Ben sana layık değilim. Sen daha güzel şeyler yaşamayı hak ediyorsun.” deyip ayrılmalarına benziyordu. Ya bundan sonra hep böyle motive edici red cevapları alırsam ne yapacağım?
Yoluma devam edeceğim…
 
Biraz önce bir dilek dilemiştim, duydun değil mi?
 

 
 
 
 
Etiketler
Yorum Yap
Melike Yıldız Diğer Yazıları
İzmir Hayal Parkı
ÖNÜMDE BOŞ BİR UZAM
​KAYBEDECEK HİÇBİR ŞEYİN KALMAYINCA...
MİDİLLİ 2: BALIKÇI KAPTAN
​MİDİLLİ 1: DEDEMİN BAKKAL DEFTERİ
DİYARBAKIR
URFA 4 : HARRAN ve TEK TEK DAĞLARI MİLLİ PARKI
​URFA 3: GÖBEKLİTEPE
​URFA 2 : SIRA GECESİ
​URFA 1: URFA SARISI
BİRAZ DAHA GÜNEŞ
​BAR KUŞU
​YAZI İŞÇİLİĞİNE GİRİŞ
DÜNÜN DÜNYASI
SEN BANA FAZLA İYİSİN
​AMSTERDAM’DA EV ÖZLEMİ
​BRÜKSEL’DE HEM DELİ HEM DİVANE
ANTWERP- GENT – BRUGGE: HIZLI ÇEKİMDE GEZMEK
FLAMAN MI VALON MU?
BİR DEMET KİTAP ve BİR BONUS
OLSUN.
ONDAN, BUNDAN, ŞUNDAN...
DİZİ DİZİ DİZİ 2
​BEN HEP SENİN YANINDAYDIM
​ASİYE KURTARDI!
​NE GÜZEL ŞEY HATIRLAMAK SENİ
​HER KUŞA BİR YUVA
HER ŞEY HAYATTA KALABİLMEK İÇİN...
ÇIĞLIK: RUHUN İÇSEL RESİMLERİ
ZAMAN ZAMAN
2 OYUN 2 KİTAP
BAL BÖCEĞİ
DİZİ DİZİ DİZİ
​EVCİLLEŞTİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?
EJDERHANA NASIL KENDİNİ SEVDİRİRSİN?
ELEŞTİREL DÜŞÜNCEYE ÖVGÜ
​AH ÇOK AYIP
ACEP NİÇİN ÜZDÜN BENİ?
YİNE DÜŞTÜK YOLLARA YOLLARA
VAR MISIN YOK MUSUN?
ŞEFKAT MEDİTASYONU
MELİKE LASTİKÇİDE
HADİ KOLAYSA SAKİN OL
Bu 5 Kişi Herkes Olabilirdi
Birbirimizi Taşımak
TEŞEKKÜR EDERİM
DİLİ OLAN KONUŞUR AMA NASIL?
İKİNCİ DİL ÖĞRENİMİNE DAİR HURAFELER
​YAŞAMIN UCUNA YOLCULUK
BABAMIN 45LİKLERİ
1 KADIN 3 ŞAİR: OLAY NEDİR?
ÜÇ ADAM: FREDDIE , MÜSLÜM, LEONARD
KARANTİNA
CHOW CHOW
ŞEKERONYA
Aramadan Bulunmaz
BEN KENDİM İNSAN
Hadi İngilizce Öğrenelim
Çöpçatan
Dört Tip Olumsuz Duygu Hayatımızı Karartıyor
Hayal Et
Nerede Kalmıştık?
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak
05:31
Güneş
06:54
Öğle
12:14
İkindi
15:00
Akşam
17:24
Yatsı
18:42
PUAN DURUMU
Sıra Takım O G M B Av Puan
ANKET
TÜMÜ