Bu makale 06 Mayıs 2019 11:21:30 Tarihinde eklenmiştir.

ZAMAN ZAMAN

"Saatin kendisi mekan , yürüyüşü zaman , ayarı insandır…" Ahmet Hamdi Tanpınar

"Bir umuttur zaman... bir müphemdir zaman... ilerledikçe gerileyen... hep yeniden başlayan... etmezseniz saatlerinizi ayar... sizin de hayatınız kayar..." Ahmet Hamdi Tanpınar
 
Anneannem vefat ettiği zaman rahmetli dedemin kurmalı duvar saati anneme verildi. 20 yaşıma kadar yazları dedemlerin evinde kaldım. Bu kurmalı saatin sesi bütün hayat akışımın değiştiği bir andır. Unutan varsa hatırlatayım; kurmalı duvar saatleri her yarım saatte bir ve saat başlarında ses çıkarır. Bu sesler tek ise saatin dakikasının 30 ya da saatin gece ya da öğlen 1 olduğunu gösterir. Daha fazla ses çıkardığında çıkardığı ses sayısına göre saatin kaç  olduğunu anlarsınız. 2 kere çalmışsa gece ya da gündüz  2’dir gibi… 3-4-5-6-7-8-9-10-11 diye devam
eder. 12’de son bulup başa döner.  Dedemin saatinin sesi beni o zamanlar bulunduğum ortamdan, yaşadıklarımdan koparırdı ve Edgar Alan Poe hikayelerindeki gibi saçaklarından yosun sarkan eski bir binanın önüne götürürdü. Binanın kemerli girişinden içeriye girince siyah halılarla kaplı duvarlar ve siyah zemin beni karşılardı. Zırhlı ve silahlı şövalyelere doğru ilerlerken saatin sesi kesilirdi. Normal yaşam kaldığı yerden devam ederdi.
 
Saatin ayarı bozuk olduğundan onu Kemeraltı’nda bir saatçiye götürdük. Karagöz Saat,  1948’den beri hizmet veriyormuş. İçeride dijital, otomatik, guguklu saate kadar pek çok modelde kol ve duvar saatleri vardı. İçeriye girip bakınınca  artık ne kol saati ne de duvar saati kullanmadığımı fark ettim. Cep telefonu her işi görüyordu. Saat artık hem evde hem bilekte bir aksesuardan ibaretti. Geçmişte saat almak, saati öğrenmek, saate bakmak özel bir ritüeldi. Artık zaman, cep telefonunda yan yana dizili numaralardan ibaret; hiçbir özelliği yok…



 
 
 
Saat uzmanı, dedemin saatine şöyle bir baktı: “Güzel saat “ dedi. Alman malıymış. Almanlar,  kurmalı saat yapımında dünyada ikinci sıradaymışlar. Bizim saatin emsali de 2000 tl.  civarındaymış. Saati iki hafta içinde tamir ettiler. Annemin evine götürdük astık. Annem saate “Anam Babam” ismini verdi. Saat her çaldığında “Anam Babam seslendi.” diyor. Ben ise saat çaldıkça bir garip oldum, çocukluğumdaki gibi başka yerlere gitmedim. Ama kalbimde bir sızı hissettim, unuttuğum bir şeyleri hatırlarmış gibi oldum. Hissettirdiklerini kelimelerle ifade edemiyorum.
 
Annemden kendi evime gelir gelmez internetten  Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı kitabını indirdim ve kindle’a yükledim. 382 sayfalık kitabı yutarcasına okudum. Dili, kurgusu, olayların sarkastik bir bakış açısıyla anlatımı beni büyüledi. Bu kitap 1961 yılında yayınlanmış ve hala güncelliğini koruyor. Keşke bu kitaptaki hikayeyi diziye uyarlasalar. Neyse konumuza dönelim: hikayenin baş karakteri Hayri İrdal’ın saat tamir etmekten ve ayarlamaktan başka bir meziyeti yoktur. Onun da “Mübarek” adını verdiği bir duvar saati vardır. Hayri İrdal maddi ve manevi bir takım zorluklar çekmiş, yanlış anlaşılmalar yüzünden hapse düşmüş ve orada zorla psikoterapi görmüştür. Hapisten çıktıktan sonra Halit Ayarcı’yla yolları kesişir. Karşılaştığı her fırsatı değerlendirmeyi bilen Halit Ayarcı, Hayri İrdal’la birlikte “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kurar. Artık Hayri İrdal saygın bir iş adamıdır ama hayat yine de ondan yana değildir işte…



 
 
 
Ve yazımı 1910 yılında modernizmin olmadığı bir dönemde post modern yazılmış bir eserle Amak-ı Hayal’le tamamlamak istiyorum. Amak-ı Hayal, Hayal Pınarları veya Hayalin Derinlikleri anlamına gelmektedir. Kitabın kahramanı Hayri’nin hayata ve felsefeye dair soruları vardır. Artık sorularına cevap bulabileceğine dair ümidi kalmamıştır. Bir gün mezarlıkta aynalardan oluşmuş kıyafetiyle bir meczupla karşılaşır. Aynalı Baba adlı bu kişiyle düzenli olarak görüşmeye başlar. Aynalı Baba her buluşmada kahve ikram eder ve ney üfler. Raci neyin sesiyle kendinden geçer ve mistik rüyalar içinde bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta sorularına cevap bulur. Tasavvuf edebiyatının önde gelen eserlerinden biri olan Amak-ı Hayal içinde Budizm ve zerdüştlük inançlarından da esintiler taşır. Kitabın her bölümünde Raci zamanın ve mekanın ötesinde fantastik alemlerde dolaşır. Kitapta “Hayat Suyu” beni en çok etkileyen bölüm oldu. Bu bölümde Raci, ölüme çare olan Hayat Suyunu bulmak için yollara düşer. Yolculuk esnasında Hayat Suyundan içmiş bir ihtiyarla tanışır. İhtiyar hiç mutlu değildir. Şu dizelerle ölüm hasretini ifade eder:
Ah kaşki ben de öleydim
O tatlı hali ben de göreydim
Bölümün sonunda Raci, Aynalı Baba’ya ihtiyarın kim olduğunu sorar.
“Senin gibi yaşamaya doymayan biri.” cevabını verir Aynalı Baba.
 

 
 
 
 
Etiketler
Yorum Yap
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak
03:21
Güneş
05:02
Öğle
12:27
İkindi
16:17
Akşam
19:42
Yatsı
21:16
PUAN DURUMU
Sıra Takım O G M B Av Puan
ANKET
TÜMÜ