Yazarlar

KIZIL DİRGEN

Yağmurlar toprağa küsmüştü. Güneş kavuruyordu alabildiğine. Gözler açılmıyor terden, dil damağa yapışmış, kuruluktan yutkunamıyor, çene titrek, nefesler boğuk, yaz sıcağında ruhlar soğuktu. 

 
 
 
Bir hayat var olmuştu yoktan. Umutsuzluğun içinde bir ışık görünmüştü. Kapı aralar gibiydi. Yaşamayı terk etmek isteyen bir bedene bir damla su verecekti hayat. Belki yeniden canlanacak, hayata tutunacak, bir fidan gibi boy verecekti yarınlar.
 
Yoksulluğun şerefine haykıracak bir çığlık, kimsesizliğin yüzüne okunacak beddua ve derinden nefes alınca şükürle edilecek bir dua arardı diller. Ağladığında yanı başında bir omuz, sevindiğinde gülümseyecek bir yüz, bayram seyran geldiğinde kapını çalacak bir dost arardı gözler. 
 
***
 
Mezarlıklar, pişmanlıklar yaşayanlarla dolu. Kimisi yaşamak istediği gibi yaşamadı hayatını. Kimisi gülmedi yürekten. Kimisi rahat bir nefes almadı bir kere. Ne evlatlar bırakıldı kimsesiz. Ne babalar bırakıldı çaresiz. Ne anneler bırakıldı gözü yaşlı. Ne eşler kaldı tek başına. Ne yarım kalan hayatlar, ne yarım kalan sevgiler, ne yarım kalan heyecanlar, ne yarım kalan umutlar vardı kim bilir. Hepsi yarım ve asla tamamlanmayacak. 
 
***
 
Ağaçlar solgun bugün. Çiçekler rengini yitirmiş, güller kokmuyor sanki. Bülbüller susmuş, bilirim tüm iyilikler meleklere özgü, tüm sevgiler birer ütopya, kızıl dirgenli şeytanlar işbaşında, nefessiz bırakılan tebessümler bir yaprak gibi dökülür hayat dallarından. 
 
Yaprakları dökülmüş bir hayatın izlerini taşıyan bir semtin çocukları hüzünlü olur. 
 
***
 
Tek başına kalmış bir adamın üç ay kirasını almayan ev sahibi merak etmişti. Yıllar sonra doğduğu mahalleye gelip kiracısını görmek istiyordu. 
 
Sokağın ışıkları loş, her köşede bir sarhoş, biraz ilerde iki katlı bina boş. Girişinde kilidi kırık kapı. Merdivenler dökülmüş. Trabzanlar paslı. Örümcek ağları yüzünü sarıyor girdiğinde. Duvarlarda boya dökülmüş. Küf kokar her adımda. Camlar yarım parça. Kediler yavurulamış her yer bitli pireli. Her attığın adımda ayakların üç adım geri çekilmek istiyordu. 
 
Çıkmak istiyordu yukarı ev sahibi. Giriş katını geçmiş birinci kata bir kaç adım kalmıştı. Kapı kapalı, üzerinde kilidi, içerden gelen derin bir sessizlik. Kapıyı açtı yavaşça. Menteşeler haykırıyor, sesi kulakları sağır ediyordu. Kapı kolunu yukarıdan aşağıya doğru indirdi ve kapı aralar gibi oldu. İçerden burnunun direği sızlatan derin ve ağır bir koku. Gözlerinş açamadı ve tekrar geri çekilip kapıyı kapattı. Merak etmişti. Elleriyle burnunu kapatarak içeri girmeye çalışan ev sahibi, pervanenin asılması için tavandan sarkan demire asılı adamı gördü. Korkarak dışarı çıkmaya çalıştı ve komşularına titrek sesi ve korku dolu gözleriyle olan biteni anlatmaya çalıştı. Az sonra jandarma ekipleri geldi. 
 
***
 
Masa başında bir kağıt parçası, üzerinde siyah bir dolma kalem. Üzeri tozlanmış, yazılar ağlamaklı, noktalar hüzünlüydü.
 
Satırlar isyanda, paragraflarında acının rengi, başlığında bir baba edasıyla yazılmış ‘ sevgili çocuklarım’. 
 
***
 
Yıllardır tek başına yaşamaktan bıktım. Ne gelenim var ne gidenim. Ne arayanım var ne soranım. Maaşım var çekmeye gidemiyorum. Param var yiyecek almaya gidemiyorum. Artık yaşamanın anlamsız olduğunu kabul etmem lazım. Bunlar belki de yazdığım son satırlarım. 
 
Sizler çocukken çok mutluyduk. Ben sizleri büyütmek için var gücümle çalıştım. Bir an önce büyümenizi ve adam olmanızı çok istiyordum. Ama büyüyüp adam olduktan sonra çekip gideceğinizi tahmin etmemiştim. Adam olup beni adamdan saymayacağınızı düşünmemiştim. Şimdi düşününce gözlerimin önünde ikinizin koşarken ki anılarınızı görüyorum. 
 
Hani ben işten gelirken omuzlarıma çıkardınız beraber mahalle bakkalına götürür her istediğinizi aldırırdınız. Şimdi bana kimse bir tane ekmek bile almıyor. Hani ” baba benim baba benim” diye kavga ederdiniz ya. Oysa şimdi hiç birinizin babası olmadığımı anladım. En çok babamı ben seviyorum diye birbirinizle didişirdiniz ya o da yalan. Aslında büyümek için kullandığınız bir eşyaydım. Büyüdünüz ve uçup gittiniz yuvadan. Sanki burda doğmadınız. Burda yaşamadınız. Anneniz beni bırakalı çok yanlızım. Ölüm kalana daha da ölümmüş onu anladım. 
 
Şimdi sizler evlatlarınızla gülüyor, eğleniyor, yiyip içiyorsunuz. Aklınıza gelmiyorum biliyorum. 
 
Tek başıma başaramadım. Sizleri yanımda tutamadım. Yeteri kadar size bakamadım. Ne yapayım bende cahildim. Mesleksiz bir hammaldım. Ama gitmenizi hakedecek hiç bir şey yapmadım. 
 
Sizler evlatlarım hep mutlu olun. Dilerim bana yaptığınızı çocuklarınız size yapmaz. 
 
Bir haftadır açım. Dışarıya bir ekmek almaya bile gidemeyecek durumdayım. Banyoda düştüm yürüyemiyorum. Artık yaşamayı tercih edecek bir durumum kalmadı. 
 
Hayat sizlerin olsun. 
Hasretle gözlerinizden öpüyorum. 
 
***
 
Adli tıp raporu için ekip gelecek evden uzaklaşın. 
 
***
 
Eks en az iki aylık. Şişmiş, morarmış hatta bir çok yeri çürümüş. Yanlız gözlerinde hala yaş var. Böyle bir Eks hiç görmedim dedi adli tıp çalışanı. 
 
***
 
 
Kızıl dirgenli şeytanlar yürekli esir aldı. Ne Sevgi bırakıldı ne de saygı. Ne sahip çıkma bırakıldı ne de ahde vefa. Akılları esir aldı. Bedenleri, hayatları, ruhları kontrol altına aldı. Hayat adeta onların elinde. 
 
Anlıyorum. 
Her şeyi kızıl dirgenli şeytanlar yapar insanlar asla. 
Aslında insanlar çok iyi. 
 
…. 
Sevgi ile kalın 
Mehmet Sebih ALTUN 
Etiketler

Bahar

AŞAĞIDAKİ İKONLARA TIKLAYARAK SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZA ULAŞABİLİRSİNİZ.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı