Yazarlar

KAFAMDA KENTSEL DÖNÜŞÜMLER

“Denemek” adı üstünde bir şeyleri yapmaya çalışmak ama yaparken eyleminin sonucunu da tam kestirememek. O zaman büyük ihtimalle bu eylem daha önce yapılmamış, yeni bir eylem olmalı. “Denemek” eyleminin sonucunun olumsuz olması imkansız. Çünkü sonuç her ne olursa olsun bir sonraki “denemek” eyleminde kullanılmak üzere veri sağlıyor. Bu veriler doğrultusunda niyet edilen ikinci eylemin sonuçlarının daha arzu edilebilir olma ihtimali de böylece artıyor. Kısaca denemek güzeldir, deneyimlerinden gerekli dersleri çıkarıp yoluna devam edebiliyorsan. Ben de yeni bir şeyler deniyorum. Çok uzun süredir cesaret edemediğim bir denemek eylemi. Aslında yukarıdaki tüm cümleleri de bunu söylemek için yazdım. Ve tam o sırada bir şarkı çalmaya başladı. Adam konuşur gibi şarkı söylüyordu “Kafamda kentsel dönüşümler, içimde bi’ yerde bi’ gülüşünden”. İşte denemek eyleminin yarattığı süreç; yıllarca didinip yükselttiğin koca koca yapılar yıkılır ve yenilerin temelleri atılır, inşa süreci başlar.

İnsanların çok düşünmeden denediğini düşünüyorum. Büyük bir kısmının da eylemin ilk denenen şeklinde takılı kaldıklarını görüyorum. Bu çıkarımı kullandıkları şu cümlelerden yaptım: “Hep aynı şeyleri yaşıyorum, sadece yer, zaman ve mekan değişiyor. Sonuçta elimde kalan ve hissettiklerim hep aynı.”. Denemek eyleminin sonucundaki verileri doğru değerlendirip ikinci deneme eyleminin içine yerleştirmek çok önemli. Galiba ufak ufak bunu başarmaya başladım. Ama şimdi nasıl olduğunu açıklayamam. Onun yerine sana son zamanlarda okuduğum iki kitaptan bahsedeyim.

 

 

Beni Kör Kuyularda- Hasan Ali Toptaş

 

Her gün işe giderken sefertasını da yanına alan Muzaffer, bir gün yemeğini evde unutuyor. Kızı Güldiyar babasının sefertasını götürüyor. Yolda Güldiyar’ınbaşına bir şeyler geliyor. Başına gelen her neyse birbiri ardına gerçekleşen talihsizlikleri, kötülükleri de beraberinde getiriyor. Zincirleme gelişen olayların sonucunda Güldiyar ve babası kendi evlerinin içinde birer tutsak, sirk hayvanına dönüşüyor. İnsanlar bakıyorlar, hayret ediyorlar, “Vah vah” diyorlar ama yardım etmek için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.  Hatta onların bu acınası hallerini izlemek için para veriyorlar.

 

Ne zaman bu içerikte bir hikaye duysam, okusam aklıma HannahArendt’in“Kötülüğün Sıradanlığı” olarak sınıflandırdığı düşünceleri gelir. İnsanlar otorite, güç merkezi olarak gördükleri mercilerin önünde bir kuklaya dönüşüp duyarsızlaşabiliyorlar. Ve bu kötü durum gayet sıradanlaşabiliyor.

 

“Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır.”

 

 

Kopuk ve Hiç  – Aydın Şimşek

 

“Kopuk ve Hiç” güzel ve anlamlı bir hayat için eyleme geçip kendi iç travmaları ve derinlikleriyle yüzleşen, yüzleşmek zorunda kalanların romanı. Otobiyografik, gerçeküstü hatta biraz fantastik ve bir o kadar da gerçekçi bir özsorgulama. Cümleler çok akıcı ve şiirsel. Yer yer kurgunun içinde kaybolsam da ilgiyle okudum.

 

“Yürüdüğü sonun nasıl olacağını nereden bilebilir ki insan? Öyle sıradan, basit silik bir yaşam sürerken birdenbire değişemeyeceğini; hem de bir masumdan bir katile, bir katilden bir meczuba, bir meczuptan bir isyankara, bir isyankardan hiçe dönüşmeyeceğini nereden bilebilir ki?”

 

 

 

 

Etiketler

Bahar

AŞAĞIDAKİ İKONLARA TIKLAYARAK SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZA ULAŞABİLİRSİNİZ.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı